Ana içeriğe atla

Hafıza Kırıntıları - 40

- "Küstahlık zihinsel ahlak bozukluğunun en kötü biçimidir." - Dücane Cündioğlu

- Neden amaç ve hedeflerimiz var? Bu sorunun bende en net cevabını "Kıt kaynaklar, sınırsız ihtiyaçlar" olarak özetlenebilecek iktisadın özünü oluşturan hipoteze ten türetip verebiliriz.

Çevremizde ve genel olarak dünyamızda kaynakların kıt olması sadece fiziksel bir sorun değil aynı zamanda yaşamsal da bir sorundur. Her ne kadar bazı akademisyenler bizde "Türetilmiş, öğretilmiş talep" ten dolayı ihtiyaçlarımız sınırsızmış gibi gösteriliyor aslında ihtiyaçlarımız o kadar sınırsız değil dese de bu görüş eksik. Atladıkları şey insanın kontrol edebildiği temel fiziksel ve ekonomik olarak değer kabul edilen kaynakları baz almaları.

Aslında yaşamsal (biyolojik) olarak bakarsak kaynaklarımız oldukça kısıtlı. Ömrümüz zaman olarak kısıtlı, yaşam enerjimiz kısıtlı, gençliğimiz güzelliğimiz kısıtlı, düşünebilme üretebilme kapasitemiz, süremiz kısıtlı. Durum böyle olunca ne ortaya çıkıyor? Alternatif maliyet kavramı. Nedir bu kavram? Kısaca iktisadda Alternatif maliyet, Fırsat maliyeti, Vazgeçme fiyatı gibi açıklanan bu kavram; herhangi iki seçenek arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda diğerinden vazgeçilmesinden dolayı oluşan kaybın ölçüsü, büyüklüğü olarak tanımlanır. Peki neden alternatif maliyet kavramı ortaya atılmış? Kaynakların kısıtlı olması nedeniyle. Eğer kaynaklar kısıtlı olmasa idi bizim alternatif maliyet diye bir derdimiz ya da daha da öte seçim yapma diye bir derdimiz olmayacaktı. Çünkü zamanımız ve enerjimiz sınırsız olacağından herhangi bir kaybımızda olmayacaktı. İstediklerimizi yapmak için zamanınız ve enerjimiz hiç bitmeyecekti. İşte bu yüzden hayatımızda hep seçimler yaparız. Çünkü biyolojimiz kısıtlı. Buda bize kısıtlı zamanda en çok faydayı sağlayacak yani hayatımızda tatmini maksimize edecek seçimler yapmak zorunda bırakıyor. Biz bunlara ne diyoruz? Kariyer (inanmasamda), Hedefler, Amaçlar vs.

Toparlarsak aslında hayatın amacı nedir neden hayattayız, hayat nedir? gibi soruları, sınırlı sayıda bu konu ile "uğraşmayı seçen düşünür ve bilim insanlarına" bırakıp bunun yerine "Hayatımız zaten kısıtlı. Bu durumda ben, bir birey olarak kendi biyolojik kaynaklarımı (ömür, enerji) en iktisadi şekilde nasıl kullanabilirim ve faydayı en maksimize eden noktaya nasıl taşırım." derdine düşmemiz gerekli. Yaşamımız zaten bir trajedi. Var olmamızla birlikte sonlu bir hayat içerisindeyiz. Dolayısı ile hayatımızı nasıl yaşayacağız sorusuna cevap bulabilmemiz öyle Nepal'e filan gitmeye gerek yok. Bunun için sadece iktisadi davranmak yeterli olacaktır. Bunu yapabilmemiz içinde "Alternatif Maliyet Kavramını" iyi anlayıp sonra buna göre "doğru seçimler" yapmak gereklidir.
(Not: Bu düşünce bireyin kendisi ile ilgilidir. Topluma ölçeklenemez)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akademik Unvan Konusu

Eğer bu camiaya uzaksanız unvan/ünvan konusunun ne derecede (!) önemli olduğunu pek bilemeyebilirsiniz. Türk akademik camiasında unvan(bundan sonra böyle diyeceğim) her şeydir. Gerisi teferruattır. Bilenler bilir...

Demiştik. Unvan önemli diye. Akademisyenler içerisinde hayat, memat meselesi olan bu unvanlar ancak sahipleri tarafından bir türlü doğru yazılmaz ya da ne anlama geldiklerini - abartmıyorum -%80'i bilmez. Peki doğruları nedir? Bu yazının konusu bu olacak. Dilim döndüğünce.

Aslında akademik unvanlar ülkeden ülkeye hatta bilim dalından bilim dalına bile çok değişkenlik göstermekte. Aşağıda Engin Arık hocanın blogundan derlediğim genel bir unvan açıklaması var. Kaynaklar : [1], [2], [3], [4]

Öncelikle Unvan / Ünvan konusunu açıklığa kavuşturalım. TDK sözlüğüne göre doğru yazılış unvan. Yani isim, san manasında. Ünvan diye kullanımları da var ancak Türkçe Dili Resmi Sözlüğüne göre UNVAN.

Akademik unvanlar ülkemizde Resmi olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu tarafından be…

Şirketim Güzel Şirketim

İlk kez Hafıza Kırıntısı serisine bir saplama yapıp başka bir konuda "Fikrimi" belirtiyorum. Çünkü doldum yine. Bir şekilde boşaltmam lazım zihnimi. Çünkü bu beni rahatsız ediyor.

Son zamanlarda, yıllarda ülkede bir girişim saçmalığı almış başını gidiyor. Saçmalık diyorum çünkü yapılan organizasyonlar oluşturulmaya çalışılan girişimler vs hepsinde ciddi yapısal ve fikri sorunlar var. Ülkede ,genel olarak en iyisini yaptığımız, sadece "mış gibi" yapıp olayı kapatıyoruz. Doğal olarak bu işinde piyasasında ve sektöründe burada saymayacağım bir kaç kafada, şanslı tipler var. Onlarda şişik egolarını dahada katlamak için yoğun çaba içerisinde. Ama ortada iş filan yok. Sadece "yaparmış gibi yapmak" var. Yoğun bir şekilde yüksek meblağlar dönüyor ortada. Ama bu kimin parası nasıl ortaya çıktı soran yok. Bunlar olurken bu tiplerde burada oluşturulan bol "aaayyy ne başarılı. Biliyor musun sıfırdan gelmiş." kalesinde mutlu mesut hiç bir işe yaramadan yaşıy…

2015 biterken

Herkesin adeti olduğu üzere sene sonu değerlendirmeler vs. bir çok şey yazılır. Ben protest bir tavır sergileyip yazmayacaktım. Yazacak pek bir şey yok açıkçası. Boktan sıkıntılı bir yıl geçti işte. Rutin de geçen bir yıl. Kendime katkısı elbette oldu, boş boş oturmadım. Pek çok şey yaptım. Kendi servetime(!) pek çok eklemeler yaptım, genişlettim. Önceki yıla göre kendimi çok daha farklı hissediyorum açıkçası. Ancak yaptıklarım şu durumda envanterini çıkartma gereğini duymadığım şeyler. Klasik her orta yaş ailesinde yaşanan şeyler bende de yaşandı. Annem ile Bababım ve hatta Annanemin hastalıkları (Babamımkiler daha ağırdı. Bir kaç kez direkten döndük :( ) çocuklar, iş ile ilgili saçma sapan bir yıl, %99'u aptal ve yarım akıllı meslektaşlarla, insanlara geçen, heba olan zaman ve sinirler derken bir yıl geçti. Bunlar bir yana biraz önce Twitter'da gördüğüm bir haber beni cidden çok üzdü. O yüzden bu blog girdisini yazıyorum.

Lamartine güzel bir laf etmiş. Demiş ki; "Bir i…